Mağaralar

Oyun: Mağaralar
Yazan: Yakup Kadri Karaosmanoğlu


İHTİYAR


(Bacanın yanına çömelir, titrek korkak ve yavaş bir sesle ) İşte…( durur ) Sözün kısası, ben
koca bir herifim… Doksanlık koca bir herif… Bu dünyada çok şey gördüm, çok şey işittim.
Hastalık nedir hiç bilmezdim. Daha üç yıl evvel dünyaya bir çocuğum daha geldi. Torunumun
torunu ile bir yaştadır. Fakat neden bilmiyorum son günlerde yüreğime bir ölüm korkusu
düştü. Ne etsem ne yapsam bundan kurtulamıyorum. Yemek yerken lokmam boğazıma
diziliveriyor. Gözüme uyku girmiyor. Karımın teni bile bana haram oldu. Dokununca sanki
Azrail oymuş, vücudum buz kesilip irkiliyorum. Geçen oğullarımdan hangisi bilmiyorum;
yanıma geldi: “ Baba benim bile bir ayağım çukurda… Sen ise beline kadar çukurdasın…
Ahret hazırlığı ne vakit?” dedi. Az kalsın oracıkta yığılıp kalıvericektim. İşte bak şimdi bile
yüreğim küt küt atmaya başladı. Bacı, canım Bacı, söyle bana ecel…
( sözünü bitiremez, durur başını eğer ) Senin adını çoktan beri duyarım. Her yana ün
salmışsın. Nice büyükler, küçükler, şahlar, şeyhler, mollalar, keşişler,gavur, Müslüman,
Yahudi, her dinden, her mezhepten, nice insanlar gelip senden medet istiyorlar. Söyle bana ne
vakit öleceğim. Bilirim herkes için ölüm mukadderdir. Bir gün, gelecek. Nasıl olsa bir gün,
gelecek. Otururken mi? .. Yürürken mi?.. Yemekte mi?.. Yatakta mı?.. Bilmiyorum. Günün
birinde mutlaka demirden ağır, buzdan soğuk eli omzuma dayanacak. ( Vücudu ürperir.
Yüzünden müthiş bir elem gölgesi geçer. ) Aha, niçin genç iken ölmedim!.. İhtiyarlıkta her
şey gibi ölüm de zor oluyor. Doksan yıl, doksan yıl bu!.. Her yanımdan dünyaya sımsıkı
bağlanmışım. Yüz yıllık ağaçla beş yıllık, on yıllık ağacın devrilmesi bir mi? Bir fidanı bir
rüzgar kolaylıkla söküp atabilir, ama bir ağacı.